19 Mart 2013 Salı

düş... her şeye yakışıyor mu ne?

"düş hekimi" diye bir not gördüm internette, sonra volkan bana kül kedisi dedi, ben de düş kedisi de olur dedim. öyle. böyleyken böyle. böyleysen böyle. düş kur, düşe yaz, yazı düşle, üşüme, düşüme yaz, üşenme yaz. ne diyeyim hayat! daha ne diyeyim sana? mecburum!

5 Mart 2013 Salı

sonunda. ve şimdilik.

şimdiki zamanda kalamamak demenin o ana ilişkin tepki(ler) geliştirememek olduğunu (da) anladım. sonunda. ve şimdilik. o anda olamadığı için de (insan) geçmiş saplantılara, takıntılara dönüşüyor sanırım. ve bu sefer şimdiki zamanda hiç olamıyor, o çözülmeyene yanıt aramaktan yorgun düşüyor. peki o anı neden yaşayamıyoruz, iyi ya da kötü, neden erteliyoruz, üstüne neden gitmiyoruz? kaybetmekten korkuyoruz sanırım, iyi ya da kötü, gerçeği kabul etmekten korkuyoruz. kendimizi gerçekleştirmekten zaman zaman eksiltmekten korkuyoruz. hata yapmaktan. o anın üzerinden geçen azıcık zaman ise yarattığı mesafe ve boşlukla gözlerimize ve kalplerimize, neyse o gerçek, onu açıveriyor. yokluk! sevginin, samimiyetin, hazzın, güvenin, yokluğun yokluğu ya da yokluğun kendisi. korkuyoruz yokluktan.

bir de şunu anladım bugün. sonunda. ve şimdilik. (yazının başlığı bu olacak, dedim yineleyince, kendime, ardından "sonsuzluk ve bir gün" geldi aklıma.) insan seçtiğinde rahatlıyor. birine, bir şeye, kendine inanmak örneğin. inanmayı seçip buradan yol alabilirsin pekala, inanmamayı seçersen de işte oradan. ama gider gelirsen, yani seçemezsen yine aynı yorgunluk, endişe, korku, kayıp zaman, yokluk! ait olamamaya bile inanabilir insan. yeter ki ait olamamayı yaşasın.

yüzde yüz olma hali bu olsa gerek. seçtiğini sonuna kadar taşımak, neyse o, ona sahip çıkmak. dürüst ve sahici bir ilişki buradan ortaya çıkıyor. (oyunculuk için de düşününce ilginç geliyor doğrusu!) önce kendinle sonra çevrenle. öyleyse kimin ya da neyin ne istediği, ne sunduğu, ne beklediği değil kişinin bunları nasıl yanıtlamak istediğidir önemli olan. olan'dır önemli olan.

"görünen mi dediniz, olan deyiniz, sayın bayan, görünen yok benim için olan var."

13 Şubat 2013 Çarşamba

Salıncak Tutkusu

hayır, çocukluk değil... salıncak her insanın gönlündedir... öyle kalmalıdır...

bir kaç şey üst üste gelince daha iyi oluyor fikri insanın. örneğin çocukların neden bu kadar inatçı olduklarını onların her zaman şimdiki zamanda kalmayı başarmalarına bağladım. çocuk kalmayı başarsak demek ki inatçı, azimli, sabırlı, cesur olacağız. öyle olanlar çoktur, vardır elbette, ne mutlu. salıncak tutkusu'nu buna bağlıyorum her nedense.

20 Ocak 2013 Pazar

mektup yazmak

eskiden mektup arkadaşlığı vardı. pek hoştu. şimdi tabii tuhaf geliyordur hemen herkese. oysa kağıdın, kalemin, o dokunulmuşluğun etkisi başka ki. bazen hani yazarken bir aksilik olur, bir kahve damlası, ya da bardağın altına sızan damlanın dairesel şekli, bir gözyaşı, mürekkep dağılması, buruşukluk ya da çok düzenlilik, küçük bir çiçek ya da kalp kağıdın bir ucunda, kargacık burgacık el yazısı, ya da inci gibi. bazen bir kaç fotoğraf, yazanı hatırlanarak alınmış ya da kesilmiş bir not, kurutulmuş bir yaprak. anının kendisi yürek kazanıp okuyana bulaşır, sızar, aklına, zihnine, hatıralarına, bedenine işte ne bileyim, neresi sızlıyorsa o mektupla :))

30 Aralık 2012 Pazar

Günce_Bu da kabul sanırım

Belki de hiç durmadan ama hiç durmadan durmadan hiç durmadan hiç durmadan durmadan yazmam gerek. Gerekiyordur belki de. Belki de durmaksızın ve durmaksızın durmak olmaksızın yazmak yazmam yazmam yazmam gereklidir. Gereklidir belki de. Ne olacaksa olmalıdır tam da işte o anda, yazmanın tam ortasında, yazmakla beraber, yazmamla birlikte, işte tam da ne olacaksa o olur, yazının, yazıyor oluşun tam gerçekleştiği o anın kendi gerçekleşmesinin içinde. Ne olacaksa oluyordur. Ne olacaksa o oluyordur belki de. Nefes alan, hayat bulan, hayat kuran, hayatı oynayan, yazanın ve yazının buluştuğu, hemhal olduğu o yazıyor olmanın kendi bulunuşu içinde, olan ne ise o oluyordur. Belki. Öyleyse, eğer öyleyse, eğer cidden öyle ise, o halde durmadan, durmaksızın, yazıyor olmak yazıyor olmam gerekir. Gereklidir. Ki o olsun o zaman. Zamanla o olması için yazmayı, aslında durmamayı ya da durdurmamayı istediğim halde, durmaksızın türlü çeşitli bin bir tane mazeretle –evet bunun bir başka açıklaması yok- durduğum her şeyi yeniden ele geçirmek ve zamanla yeniden her şeyi onun yoluna doğru sürmek ve zamanla yeniden onunla, o yazanın ve yazının ve yazmanın hemhal oluşundaki zarafete benzer bir buluşma ya da bir bulunuş gerçekleştirmem gerekir. İşte o zaman, o halde o olduğunda, o olduğu için yazıyor oluşun kendisi de ona dönüşür –ki zaten odur- ve işte o zaman durmaksızın yazanın ona dönüştüğü o an kendi kendini yaratır belki de. Ve bunun ancak ve ancak yazıyor olanın kendisini, yazmanın kendisine verdiği anın gerçekliği içinde bulabilecek olmasıdır belki de asıl korku verici olan. Olanın kendisinin zor olduğu düşünülen basitliği içindeki sadeliği ve yalınlığıdır belki de yazıyı, durmaksızın durduran durduran durduran durduran ve aslında düşüren düşüren düşüren. Düştükçe daha derine ve daha derine ve daha daha ve daha ve daha uzağa ve mesafelerin açıldıkça çığıltılarla örülmüş bir sancılı rüyaya, bir sanrılı kabusa dönüşmesine izin veren de budur belki. Kaybolmasına düştükçe, düştükçe elinden kayıp gitmesine –evet sanırım tam olarak bu, ya da buna yakın- elinden kayıp gitmesine, kayıp kayıııııııp gitmesine düşmesine onun. Buna izin verdiğin için yazanın kendisinin de kendisini can hıraş bir çığıltı seline düştüğünü görmeyişi ya da görmesi ama oluruna bırakmasıdır belki de asıl korku verici olan. Her durduğunda ve durduğunda ve her durmaksızın durmadan yazmam gerekir aslında belki de diye söylediğinde, yine ve yeniden ve yeniden durduğunun farkına varmasıdır, belki de onun kaybolmasına izin veren. Ve şimdi bütün bu anların birleştiği ve belki de aslında sadece bu anın şimdide gerçekleşmesinden dolayı önemli olan –ne demekse önemli olan- yeniden sormasıdır belki de durmaksızın yazmasının gerekli olduğunu sorduran.

13 Kasım 2012 Salı

Günce_Kabul

kabulleniyorum. kabullenemediğimi kabulleniyorum. tamam. oldu. peki. yalan. kendimi gerçek olan ile uğraşmaya davet ediyorum, ediyorum ki saçmasapanlığıma bir engel, bir nokta koyayım. koydum varsayarak devam ediyorum. hiç konuşmasam, ağzımı bıçak açmasa, korkmasam, bıraksam, olmasa, devrilse, kırılsa... ilk ihtiyaç tutunmak... tutunamayanlar'ı bir daha mı okusam? o kadar uzun zaman olmuş ki, düşününce... uuu... belki de çok büyütüyorumdur.

6 Ağustos 2012 Pazartesi