6 Ağustos 2012 Pazartesi

Yeni bir soru

geçmişle hesaplaşmak ile geçmişle yüzleşmek aynı şey mi?

Günce

hani olur ya, bazen, artık her şeyin yolunda gitmeye başladığı, planların ve fikirlerin tüm miskinlik tozlarından silkindiği ve hayret verici bir biçimde eyleme de geçtiğini gördüğünüz zamanları farkederseniz. bir memnuniyet, bir umut ışığı... ha gayret... dediğinizi duyarsınız. peki sonra neden saçma sapan şeyler olur, aniden, bu gidişi sekteye uğratan, küçük, sevimsiz engeller nasıl oluşuverir? işte, buna bir anlam veremiyorum. bu ikileme. dilemma! dur da diyemiyorum, kontrolümde değil çünkü, ama sinir oluyorum. bu sefer olur böyle şeyler deyip, sinir olmamaya çalişacağım. amin maalouf şöyle demiş: "eğer olmuşsa, olması için belki bir olasılık var olduğu için olmuştur."

30 Temmuz 2012 Pazartesi

Fal

ıslak bir sınırın yamacında asılı kalmış kuş ölüleri.
mezarcının elleri kirli.
paslı zehir akıntıları paçalarından aşağı damlıyor.
lime lime parmaklıklar.
aşağı kayan kuş ölüleri.
kızın biri köprünün asmasında falına bakıyor damla damla akan bir hüzünle yüzünden.
hayır sevdiği terk edecek onu.
- lime lime aşklar kaldı elimizde paslı yamaçlarından köprünün.-
dur diyorum, kıza.
baka baka yumuyor gözlerini.
sarışın bir hüzün damlıyor mezarcının yüreğine.
fal taşları bir bir düşüyor, teker teker çarpıyor kızın suretine suda parlayan. ürpermiş ayva tüyleri yol yol kollarında mezarcının, çocukluğundan kalmış bir esinti ile gelen. korkuyor mezarcı.
en çok da utanıyor ellerinden.
hayır diyor taşlar hiç bir suret temizleyemez ellerini.
suların karanlığa gömüldüğü paslı kuş ölüleri.

sonra diyor kuşlar, çok sonra, yine taşlar yuvarlandığında eski aşkların izi bizi geri getirecek.
inanmıyor mezarcı.
baka baka yumuyor kız sarışın hüznünü.

Evrenika,
2002

Eskilerden 3

"Yine gidiyorum" dedi kız, ama biraz buruk biraz içi kıpırtılı. "Yine uzaklar beni çağırıyor." "Yine ben uzakları istiyorum." Sonra pencereden dışarı baktı. Ağaçlar bütün ıslanmış, gökyüzü gri puslanmış. İçindeki kıpırtı şöyle bir sallandı, durdu. İçini çekti kız. Elini ağrıyan midesine götürdü. Ovdu ovdu. Sonra pencereden uzaklaştırdığı gözlerini yine pencereye uzattı. Bıraktı. Penceredeki sıcak rüzgar aldı götürdü kızı bir çırpıda Beyoğlu'nun çatıları üstüne. Çocuklar daracık sokak aralarında avlu içlerinde. Galata'da turistler. İstiklal tıklık tıklım. "Yine gidiyorum" dedi kız içinden. "Oraya sizi de götüreceğim." Çocuklar inandı. Gökyüzü inandı. Damla damla ağaçlar inandı. Evlerin çatıları inandı. Pencere inandı. Şimdi o çok uzakta kendini bekleyen başka bir pencereye doğru giderken içindeki kıpırtının yerini yeşile bırakmasını istiyor. O da inanmak istiyor onların geleceğine.

2002 dolayları

28 Mayıs 2012 Pazartesi

Aklımda açıveren sorular, aklımı açan sorular olmuştur her zaman...

İnsanın kendi düşmanı yine kendi nasıl olur?

Gerçeği apaçık gördüğün halde, gerçek olmayanı nasıl seçersin?

Gerçek derken doğruyu mu kastediyorsun?

Çok istediğin bir şey için ne yapman gereklidir?

Çok istediğin bir şeyi yeteri kadar istemedeğini farkedersen ne yapman gerekir?

Sorular seni boğarsa ne yapmalısın?

Son var mı?

Korkunun kaynağı nedir?

Yaşama heyecanın kaybolduysa aramalı mısın? Evetse nasıl? Hayırsa neden?

Harika fikirlerine inancın neden yok olur?

İnanç nedir?

Sıfır nedir?

Zorunda mısın?

Numune misin?

Birilerini ikna etmek için mi yaşıyorsun?

Eninde sonunda ölmeyecek misin?

Sorular yanıtlanmak için mi sorulur?

Mutluluğun resmini yapabilir misin?






17 Mayıs 2012 Perşembe

Problem

Bir bakıyorum sakin, bir bakıyorum hırçın. Bir bakıyorum iki olmuş, bir bakıyorum dört. Yattığım saatte uyanıyorum bazen. İyice sersemlemiş başım içi kıvıl kıvıl ağrılı. Önümde bir çiçek, tükenmez kalemle çizilmiş, küçük not kağıtlarım, su, çay bardakları, kalemler, bazen Özgür'ün yaptığı resimler, bir tabak, yenmiş bir parça kek ya da çikolata. Yazabilmeye arzu dolu gözlerle, parmaklarla, tuşlarla, yürekle bakıyorum. Yürekle? Bak bu kesin değil işte. Kesintiler. İçten ve dıştan. İçten daha çok. Daha kesin, daha net, daha .... güçlü, ne yazık ki! Bunlara kulak asmanın bir faydası var mı? Çözümü olmadığını bilmediğin problemleri çözmeye uğraşmak da bir yol(muş). Öyle miydi o? Bir bakayım. Evvet, şöyleymiş:"her zaman için, sonucun bulunamayacağını ispatlayarak da bir problem çözülmeye çalışılabilir". Problemi çözüyor olmanın sürecinin kendisi midir burada ilgimi çekmeyi başaran? Süreklilik, ısrar, sabır, istek...

24 Nisan 2012 Salı

Eskilerden 2

Bazen baktığımda ağaçları görüyorum. Gördüğüm ağaçların gerçekliği beni korkutuyor. Her şeyin, kendimin bile dışına çıkıp baktığım ağaç ile aramdaki mesafe, tuhaf bir zaman boşluğunu, belki de ayrı ayrı, bir zamanı ve boşluğu, görünür kılıyor. Kafamı, düşüncelerimi... gömdüğüm yerden açınca kendimi, tüm içimden çıkınca, aslında o zaman, o an, gerçekten yaşıyor olduğumun farkına varıyorum. Yeni bir iç, yeni bir dış. Benim ötemde, dışımda, tuttuğum mesafede olan her şeye yeniden baktığımda yaşadığım gerçeklik. Tersyüz ediyor beni.

23.03.2004


NOT: Buradaki iç, dış, tersyüz, boşluk, mesafe kavramlarının hepsinin şu anda da uğraştığım kavramlar, ve hatta son projemin (bknz. "Etin Sesi") temeli oluşu gayet iyi geldi.